Siyah Beyaz karelerdeki, elleri arkasından bağlı, nüfus kayıtlarındaki esas adı Ali Adnan Ertekin Menderes olan, bir devrin başbakanına ithafen yazılmıştır!

27 Mayıs 1960

Sabah saatlerinde Ankara Radyosu ‘İHTİLAL’ dedi. 37 Subay Türkiye Cumhuriyeti yönetimine el koydu.

El koymak?

Kısaca baş koyanlara ‘el çektirmek’ demekti sanırım.

Türk Siyasi Tarihinde ve Türk Silahlı Kuvvetleri tarihinde ‘kara bir leke’ gibi duran yassıada gerçeği, o dönemin yazar çizerlerinin kaleminde ‘emeklemeye başlayan demokrasinin ilk adımı olarak’ şekil değiştirmiş!Ne acı…

Savunmalar dinlenmeden, ithamlar araştırılmadan, devletin başbakanı ve 2 bakanı idam sehpasında ebediyete uğurlandı.

‘Kol kırılır, yen içinde kalırMIŞ’ hayır efendim kol kırılırsa yen içinde nasıl kalır, neden kalsın, herşey konuşulmalı sakin sakin analiz edilebilmeli…Yarım asır olmuş hala siyah beyaz belgesel karelerinde görünenler dudakları titretmeye ve gözleri nemlendirmeye yetiyor. ‘Şimdi Cenab-ı Hak’kın huzuruna çıkıyorum, sakinim’ diyen dönemin bakanı Fatin Rüştü Zorlu Menderes’ten bir gün önce ebediyete intikal etti.Hasan Polatkan’la ebediyet yolculuğu kesişen Zorlu, çiçek dolu bahçeden idam sehpasına giderken, dilinin söylediği sakinliği nasıl muhafaza etti acaba?

Gözünüzü açtığınız bir bahar sabahı 463 kişiyle biraraya toplanıp ıssız adalara götürülseydiniz ve 9 ay 27 gün süren sözde yargılanmadan sonra – en önemlisi- ülkenin 2 bakanıyla asılacağınızı bilseydiniz, siz nasıl sakin olabilirdiniz?

1950-1960 yılları arasında başbakanlık yapmış, istiklal madalyası sahibi, hukukçu ve toprak sahibi iken, son sözü sorularak idama gönderilen olmak, hangi psikolojinin sakinlik anlayışına uyar acaba? Sayın Menderes’te sakin olabilmiş midir?

Son sözlerinde ‘Kimseye dargın değilim, kırgınlığım yok. Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda devletime milletime ebedi saadetler dilerim. Bu anda karım ve çocuklarımı şevkatle anıyorum’ diyen bir başbakanın akibeti 27 Mayıs 1960 tarihli Milliyet’teki Çetin Altan yazısına bakın nasıl yansımış: ‘Kinsiz, baskısız ve zindansız, kardeşçe bir sevginin memleket üzerinde esas saadetini duyuyor ve bu günü candan alkışlıyoruz.’

İdamdan duyulan saadete alkış tutulan Türkiye Cumhuriyeti günleri…Ne kadar utanç verici değil mi? İnanılması gerçekten güç…

Yassıada’da asılmadan yargılanma sürecinden geçenlerin akibetini ise hala hayatta olan dönemin DP milletvekili Abdulmelik Fuat kanımızı donduran şu ifadelerle özetliyor:’İçişleri Bakanı Namık Gedik toplanma alanına bir çöp kamyonuyla getirildi ve çöp kamyonunun penceresinden aşağı atıldı.Genç subaylar, başbakan, cumhurbaşkanı yada general ayırt etmeden yüzlerimize tükürüyordu.Bayan vekillere yapılan saldırıları ise anlatmak zul sayılır: Tünelden geçerken küfrederek eteklerinden aşağı çekiştiriliyorlardı.’

Burası sözün bittiği yer!

Benim ülkemde tarihin kara lekeleri iadeyi itibarlarla yarım asır sonra temizlenmeye çalışılmamalı, kara lekelerin oluşmadığı bir gelecek için mücadele edilmeli ve utanılmamalı, ‘Neden ellerin titriyor, asılacak olan benim evladım’ diyen bir başbakanın yağlı ilmik boğazında iken gösterdiği teslimiyet ve suküt mesajı arif olanları bir kez daha koltuklarında sarsmalı.